wibiya widget

30 Eylül 2009 Çarşamba

Üniversite Hayatına Başlayacak Gençlere Sağlık Öğütleri

Yeni eğitim ve öğretim dönemi yaklaşırken öğrenciler de okul hazırlıklarına başladılar. Ağır sınavlardan geçerek istedikleri üniversitelere yerleşen öğrencilerin bir kısmı belki de hayatlarında ilk defa ailelerinden uzakta yaşayacaklar. Öğrencilerin zorlu bir maratona başlayacakları ve tek başlarına ayakta kalacakları bu dönemde sağlıklarına her zamankinden daha çok dikkat etmeleri gerekiyor.Ailelerinden ve alıştıkları düzenden uzakta olan gençlerin en sık karşılaştığı sağlık sorunları arasında reflü, sindirim güçlüğü, kabızlık, obezite ve birlikte görülen karaciğer yağlanması geldiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroentereloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, bunlara karşı alınabilecek önlemlere yönelik bir rehber hazırladı. Obezite
Çağımızın belki de en yaygın sağlık sorunlarından biri olan obeziteye karşı kalori ihtiyacının iyi hesaplanması gerekir. Ortalama bir erişkinin 2.200 kalori civarında bir diyetle beslenmesi gerekirken, gençlerde bu oran ihtiyaca göre değişebilir. Örneğin, günlük aktivitesinin önemli bir bölümünü bedensel ya da zihinsel aktivite ile geçiren bir gencin kalori ihtiyacı normal bir gence göre daha yüksektir. Özellikle zihinsel aktivite bu hesaplamada çok önemlidir. Temelde gereken günlük bazal kalori miktarı: Kadınlar için: Vücut ağırlığı x 2 x 11 Erkekler için: Vücut ağırlığı x 2 x 15Bedensel ya da zihinsel olarak aktif bir insan için gereken günlük ek kalori miktarı: Vücut ağırlığı x 2 x 1/3 x 16 olarak hesaplanabilir. Kabaca günlük bazal enerji ihtiyacı kızlarda vücut ağırlığı 22 ile erkeklerde 33 ile çarparak bulunabilir. Daha sağlıklı bir hesaplama yapılmak isteniyorsa boy, kilo ve yaş dikkate alınarak internet ortamında bulunan otomatik kalori hesaplayıcılarına müracaat edilebilir. Örnek olarak verirsek 18 yaşında, boyu 1.70 cm, 75 kg ağırlığında ve orta derecede aktif ( haftada 2-3 gün hafif ya da orta derecede egzersiz yapan ) bir erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2.400 kalori, aynı yaşta 160 cm boyunda 55 kg ağırlığında ve orta derecede aktif olan bir genç kızın günlük kalori ihtiyacı ise 1.850 kaloridir. Ancak gençlerin kalori alacakları besini dikkatli seçmesi gerekmektedir. Bu amaçla daha çok bol miktarda sebze, meyve, tahıl ve beyaz etin tüketildiği Akdeniz diyetinin uygulanması en sağlıklı olanıdır. Bu diyet, vücudun bağışıklık sisteminin korunması kalori ihtiyacının en iyi şekilde karşılanması hem de ileride kanser gibi bazı kronik ve ilerleyici hastalıklardan korunmak açısından çok yararlı bir diyettir. Sağlıklı beslenmede öğrencilerin belli yağ, protein ve karbonhidrat oranlarına da dikkat etmesi gereklidir. Çünkü vücutta bu denge sağlanmadığı taktirde kilo alımı başlar. Fazla kalorili besinlerle günlük ihtiyacını karşılayan bir gençte, özellikle spor yapmayan bir kişi ise, kilo artışı çok daha kolay olur. Bunu aksi de söz konusu olabilir. Günlük kalori ihtiyacını karşılayamayan bir genç bedensel ve zihinsel olarak güç kaybına uğrar, zayıflar ve derslerinde başarılı olamaz. Diyet uzmanlarına göre alınacak olan yağ oranının yüzde 30’u geçmemesi gerekiyor. Mesela 2.200 kalorilik bir diyet alan bir insan en fazla 75 gram yağ alabilir. Eğer 2.800 kalori alması gerekiyorsa bunun 90 gramı yağlardan karşılanmalıdır. Tabii ki proteinlerin sindirimi için de yağ asitlerine ihtiyaç vardır. Bu sebeple okul kantinleri, üniversite yemekhaneleri, öğrenci yurtlarının, öğrencilerin yiyeceği yemeklerin bileşenlerine, dolayısıyla bu kalori hesabına çok dikkat etmeleri gerekir. Bunun dışında öğrenciler enerjilerini büyük bir kısmını karbonhidratlardan alacaktır. Bilinmesi gerekir ki; 1gr yağ 9 kalori verir, 1gr karbonhidrat ve protein de 4 kalori verir. Çoğu zaman toplu yemek çıkan yerlerde yağların mideyi daha uzun sürede terk edip uzun süreli tokluk hissi yaratmaları nedeniyle yağlı yemekler tercih edilmektedir. Aşırı miktarda yağ alımı sonucu bir takım sindirim hastalıkları tetiklenebilir. Diğer taraftan batılılaşma ile birlikte yaygınlaşan “fast food” (ayaküstü yeme) alışkanlığı toplumumuzun hem damak zevkini değiştirmiş hem de sağlıklı beslenmeden uzaklaştırmıştır. Yanısıra gençlerin fazlaca rağbet ettiği “junk food” denilen cips, patates kızartması, çerez gibi yiyecekler hem yanlış beslenmeye hem de sindirim hastalıklarına yol açmaktadır. Günümüzde fazla yemeye bağlı hastalıkların oranı beslenme bozukluğuna bağlı hastalıkların önüne geçmiştir. Genç yaşta obez olan kişilerde ileride kalp, damar akciğer, hastalıkları, damar sertliği, kanser gibi hastalıklar daha sık görülmektedir. Obezite ile kanser arasında bir ilişki söz konusudur. Bunun da açıklaması alınan fazla kalorinin kanser hücrelerinin çoğalmasına yol açabileceği ve depolanan yağ dokusunda kanser yapıcı bazı maddelerin birikebilmesidir. Özellikle (doymuş) hayvani yağlardan zengin beslenme sindirim sistemi hastalıklarını tetiklemektedir. Bunların başında obezite ve reflü hastalığı gelir. Ayrıca obez kişilerde karaciğer yağlanması ve uzun vadede siroza kadar giden karaciğer bozukluklarına rastlanabilmektedir. Özetle gençlerin erken yaşlardan itibaren fazla yağ ve karbonhidrat alımını kontrol altına almaları gereklidir. Gençlerin kalsiyum ihtiyacı açısından süt ve süt ürünlerini tüketmesi gerekir. Ancak bir gençte eğer süt alımından sonra mide ve bağırsaklarda sancı, şişkinlik, gaz ve ağrı gelişiyorsa sütü parçalayan laktaz enzimi eksikliği söz konusudur. Bu kişiler ancak laktozsuz süt içebilirler. Toplumun yaklaşık yüzde 10’unda laktaz eksikliği bulunmaktadır. Kabızlık Başka bir şehirde ya da aileden uzakta tek başına yaşamanın bir diğer getirisi de bağırsak problemleridir. Özellikle ilk defa ailesinden uzakta kalan ya da tek başına idare etmek zorunda kalan, program yoğunluğu nedeniyle yemek saatlerini düzenli olarak ayarlayamayan kişilerde ilk baş gösteren aksaklık kabızlık ve kabızlığa bağlı problemlerdir. Çünkü bağırsaklar vücudumuzun biyolojik saatidir. Ortam değişikliği ya da günlük ritm değişikliğine ilk onlar tepki verir. Bu durumda bulunduğu ortama adapte olamama, evde tuvalete gitmeye alıştığı saatlerin aksatılması, erken saatte başlayan ya da geç saatlerde biten dersler, toplu yaşanılan yerlerde tuvalete gitmekten kaçınma vb gibi nedenlerle öğrencinin dışkılama alışkanlığı değişime uğrar. Buna katkıda bulunan bir diğer önemli konu da öğrencinin yemek alışkanlığının değişmesi, yani bazı öğünlerin atlanabilmesi, yenilen yemeklerin sebzeden ve meyveden, liften tahıldan fakir olması, daha çok “fast food”a yönelme eğilimidir. Önceden de söz edildiği gibi, yağ ve nişasta oranı zengin olan ama besleyici değeri düşük olan abur cubur tarzında gıdalarla beslenilmesi, posa yapan lifli gıdaların az tüketilmesi bağırsaktaki dışkı volümünü azaltır ve kıvamını sertleştirir. Posa miktarının azalmasıyla birlikte kabızlık başlar. Oysa ki gençlerin özellikle liften kepek ve selülozdan zengin besinler (sebze ve kabuklu meyveler) yemeleri, baklagillere ağırlık vermeleri, günde en az bir öğün meyve; tercihen 2 öğün sebze yemeleri gerekiyor. Bunun yanı sıra bol su içmek gerekiyor. Bu suyu sadece su olarak değil katkısız içeceklerle sağlayabilirler. Mesela bunlar doğal limonata, meyve suyu olabilir. Kola ve gazlı içecekler birçok yönden gençleri olumsuz etkiler. Özellikle reflüsü olanlarda kolalı içecekler şikayetleri arttırabilir. Kabızlığı tetikleyen bir başka durum da saatlerce bilgisayar karşısında oturma ve egzersiz yokluğudur. Böyle çalışan kişinin arada bir kalkıp dolaştıktan sonra çalışmasına devam etmesi gerekmektedir. Spor yapmak hem bedensel hem de zihinsel fonksiyonları geliştirme açısından son derece yararlı, dahası vazgeçilmesi bir alışkanlık olmalıdır. Kabızlıktan korunmak için gençlerin özellikle ev yemeklerini tercih etmeleri ve dışarıda yenilen kuru gıdalardan, hazır yiyeceklerden uzak durmaları ve tuvalet saatlerini kendilerine göre yeniden belirlemeleri gerekir. Ancak kabızlık alışkanlık halini alırsa vakit geçirmeden bir hekime başvurmaları gerekiyor. Çünkü kabızlık çeken ve sürekli oturarak çalışan kişilerde daha sonra hemoroid, makatta çatlak ve bunlara bağlı kanama gibi bir çok klinik tablolar görülebilir. Reflü Günümüzde gençlerde reflü hastalığı daha sık görülmektedir. Reflü mide içeriğinin ve özellikle de mide asidinin, yemek borusunun altındaki kasın gevşemesi nedeniyle yemek borusuna kaçması ve bu bölgede hasara yol açmasıdır. Reflünün belirtileri: Göğsün ortasında yanma, ekşime (genellikle yemeklerden sonra) Yenilen gıdaların ya da asitli- acı bir sıvının ağıza gelmesi Özellikle sabaha karşı oluşan öksürük nöbetleri Astım Ses kısıklığı Boğazında sanki bir şey varmış hissi Sürekli yutkunma ya da sesini temizleme ihtiyacı olarak özetlenebilir. Bunun başlıca sebebi yağlı yiyeceklerle beslenme, kahve, asitli ve kolalı içecekler, egzersiz yokluğu ve kilo artışıdır. Reflü olmaması için bu tip besinlerden ve alkolden mümkün olduğu kadar uzak kalmak gerekiyor. Ayrıca reflü belirtileri varsa hemen bunun tedbirini alıp yatak başını yükseltmek ve gece yatarken bir şey yememek akıllıca bir tutumdur. Çikolata, tereyağ ve kahve gibi besinlerden, kola ve asitli içeceklerden ve sigaradan da uzak kalmak gerekir. Reflü bazen helikobakter pilorinin yol açtığı gastrit ve sindirim güçlüğü ile birlikte olabilir. Midede sürekli ağrı, yanma, gaz, şişkinlik yakınması olan kişiler uzman bir hekime başvurmalıdır. Bilinçsiz ve aşırı vitamin kullanımı Bazı çevreler ve aileler gençleri vitamin kullanımına özendirmektedir. Ancak normal beslenen bir insanda vitamin eksikliği görülmez. Dolayısıyla aşırı vitamin almanın bir yararı yoktur. Sebze ve meyvesini doğal kaynaklardan sağlayan, kronik bir hastalığı olmayan, bağışıklık sistemi normal kişilerde vitamin eksikliği görülmez. Aşırı miktarda gereksiz vitaminin alımının ilerde bazı hastalıklara da yol açacağı bilinmelidir. Örneğin, aşırı A vitamini alımı karaciğer yağlanmasına ve ileride karaciğer sirozuna yol açabilir. Antioksidan olarak alınan C ve E vitaminin faydalı olmaktan çok, zararlı olabileceği de bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Demir eksikliği Demir eksikliği çok önemlidir. Çünkü demir vücut için elzem bir yapı taşıdır. Eğer bir gençte demir eksikliği varsa öncelikle bunun sebebi araştırılmalıdır. Demir eksikliğinin nedeni yetersiz gıda alımı (az protein alımı ya da demirli besinlerin az tüketimi) , kan kaybı (aşırı adet kanamaları, gizli sindirim sistemi kanamaları) bağırsak parazitleri olabileceği gibi ince bağırsakta demir emilimini bozan (çölyak hastalığı gibi) bir bozukluğa bağlı olabilir. Çölyak hastalığı buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi tahılların içinde bulunan gluten ismi verilen proteine karşı ince bağırsağın ömür boyu sürecek bir hassasiyeti anlamına gelir. Bu kişilerin yaşam boyu glütensiz özel bir diyet uygulaması gereklidir. Tanısı bazı kan testleriyle ya da endoskopik yöntemlerle alınan ince barsak biyopsi örneklerinin incelenmesiyle konur. Eğer demir eksikliği saptanmışsa bunun demir takviyesi ile düzeltilmesi gerekmektedir. Demir eksikliği gençlerde konsantrasyon bozukluğuna, halsizlik, güçsüzlük, baş dönmesi ve göz kararması gibi belirtilere yol açabilir. Çölyak hastalığında ise bu belirtilere ilave olarak ishal de bulunabilir. Yukarıda bahsi geçen belirtileri olanlar bir doktora başvurmalıdır. Bilinçsiz bitkisel ürün kullanımı Yine toplumda yaygın olarak kullanılan bitkisel ürünlerin vücuda bazı zararları olabileceği de unutulmamalıdır. Özellikle aktarlarda satılan, uzakdoğudan gelen zayıflama çayları, sindirimi kolaylaştırdığı öne sürülen bitkisel ürünler, müshil içeren ve içeriği bilinmeyen otların bilinçsiz tüketiminin hem sindirim sistemine hem de karaciğere zarar verebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Özellikle bitki karışımları ve kompleks bitkisel ürünler sağlık açısından tehlike yaratmaktadır. Alkol ve sigara tüketimi Alkolün 1 gramında 7 kalori vardır. Özellikle ailesinden uzak yaşamaya başlayan gençlerde, aile baskısının ortadan kalkması ile birlikte düzenli alkol alımına rastlanabilmektedir. Alkol özellikle metabolize olduğu karaciğere zarar veriyor. Zarar verecek doz kadınlarda 10 gram, erkeklerde 20 gram alkoldür. Bu da kadınlar için günde 1, erkekler için 2 bardak şarap, veya bir büyük kupa bira, ya da bir kadeh rakıya eşdeğerdir. Düzenli alkol tüketimi karaciğer yağlanmasının yanı sıra kişinin konsantrasyonunu bozmakta ve beyin, böbrekler, kalp, pankreas gibi organlarda da kalıcı hasara yol açmakta ve uzun vadede iktidarsızlığa neden olmaktadır. Sigaranın zararları zaten saymakla bitmez. Ancak sevindiren gelişme, üniversite gençlerinde sigara tüketiminin azalmakta olmasıdır. Bunda yasaların getirdiği kısıtlamaların da faydası bulunmaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı Bilinçsiz ilaç kullanımı gençlerin sağlığını tehlikeye sokmaktadır. Bunlar arasında en çok ağrı kesiciler, romatizma ilaçları (nonsteroid ağrı kesiciler), antibiyotikler, hormonlar, özellikle spor yapan gençlerin sıklıkla kullandığı ve enerji verdiği iddia edilen bazı protein karışımları sayılabilir. Keyif verici madde kullanımı Madde bağımlığı da gençler arasında artmaktadır. Başlangıçta eğlence niyetine alınan eroin, kokain, marihuana vb. bazı bileşimlerin daha sonra madde bağımlılığına yol açabileceği unutulmamalıdır. Düzensiz ve yetersiz uyku Vücudun bir biyoritmi vardır. Bunu dengede tutmak gerekir. Normal bir insan için gereken minimum uyku süresi çocuklarda 8 saat, erişkinlerde 6 saattir. Bunun altına düşüldüğünde organizma birçok yönden zarar görür. Zihinsel fonksiyonlar ve konsantrasyon bozulur. Kilo alınır. Obezitenin bir nedeni de az uyumaktır. Aynı zamanda uyanık kalmak için tüketilen yiyecek ve içecekler de kilo aldırır. Uykusuzluk bazı kanserlere zemin hazırlar. Bunun için deliksiz bir uyku şarttır. Uyku: Beden fonksiyonlarının normal işlemesi Hücre yenilenmesi Beyin sağlığının, hafızanın korunması Obezitenin engellenmesi (enerji dağılımını düzenleme) açısından çok önemlidir. Uykusuz kalmak zorunda kalan insanlar kalori hesabını buna göre yapmalıdırlar. Su ile geçen hastalıklarToplu yerlerde yaşayan öğrenciler özellikle içtikleri ve kullandıkları sulara da dikkat etmek zorundalar. Sudan birçok barsak enfeksiyonu geçebileceği gibi amip benzeri parazitler de sularla bulaşabilir. Açık şişelerden su içilmemeli, musluk suyunun içilebilir olduğundan emin olmalıdır. Ayrıca hepatit A gibi viral hastalıklar da kirli su ve yiyeceklerle bulaşabilir. Viral hepatit B ve C Hepatit B ve hepatit C karaciğerde iltihap yapan hastalıklardır. Akut ve kendiliğinden düzelen bir hastalığa neden oldukları gibi uzun vadede kronik karaciğer hastalığına yol açabilirler. Bunlar öncelikle hasta kanı ve bu kanın bulaştığı araçlarla (diş fırçası, tırnak makası, traş bıçağı vs.) ve yakın temasla bulaşır. Hepatit B ve C’de korunma hepatit B de ise aşılanma önem taşır. Eğer gençlerin Hepatit B için aşıları yoksa ve bu hastalığı geçirmemişlerse aşılanmaları gerekir.Hepatit C için aynı tedbirler söz konusudur. Hepatit C’nin henüz aşısı yoktur. Dolayısıyla öğrencilerin yurt, ev gibi ortak yaşam olan yerlerde kişisel eşyalarını (tırnak makası, törpü, tıraş bıçağı, diş fırçası vb. gibi) kimseyle paylaşmamaları gerekmektedir. Ayrıca diş tedavisi, manikür, pedikür, traş, döğme (dövme), kulak deldirme, piercing ve akupunktur gibi uygulamalarda steril (tek kullanımlık) aletlerin kullanılmasına özellikle dikkat edilmelidir. Özetle: Tükettiğiniz besinlerin yağ, karbonhidrat ve protein ağırlıklarına önem vererek sağlıklı ve dengeli beslenin. Beslenirken kalori alacağınız besinleri dikkatli seçin. Beslenme diyetiniz bol meyve, sebze, tahıl ve beyaz ete dayanan Akdeniz diyeti doğrultusunda olsun. Günlük almanız gereken kaloriyi hesaplarken fiziksel ve zihinsel faaliyetlerinizi de göz önünde bulundurun. Ağır faaliyetler için ortalama 500 kalori ekleyin. Kalsiyum ihtiyacı açısından süt ve süt ürünlerini mutlaka tüketin. Bu ürünleri tükettikten sonra şişkinlik, gaz ve ağrı şikayetleri gelişiyorsa laktozsuz ürünleri tercih edin. Kabızlıktan korunmak için beslenmenizde lif, kepek ve selülozdan zengin besinler, meyve, sebze ve bol su tüketin; saatlerce bilgisayar karşısında oturmayın ve egzersiz yapın. Dışarıda yenilen kuru gıdalardan, hazır yiyeceklerden uzak durun ve tuvalet saatlerinizi kendinize göre yeniden belirleyin. Reflüye karşı yağlı yiyeceklerden, kahve, asitli ve kolalı içecekler, çikolata, tereyağ ve alkolden uzak durun. Egzersiz yokluğu ve kilo artışının da reflüye sebep olduğunu unutmayın. Sebze ve meyvesini doğal kaynaklardan sağlayan, kronik bir hastalığı olmayan, bağışıklık sistemi normal kişilerde vitamin eksikliğinin görülmediğini bilerek, gereksiz vitamin alımından uzak durun. Aşırı vitamin takviyesinin ilerde bazı ciddi hastalılara yol açabileceğini unutmayın. Kansız iseniz ve özellikle de demir eksikliğiniz varsa nedeninin araştırılması için hemen bir hekime başvurun ve tedavi olun. Demir eksikliğinin gençlerde konsantrasyon bozukluğu, halsizlik, güçsüzlük, baş dönmesi ve göz kararması gibi belirtilere yol açabileceğini unutmayın. Doğal olduğuna güvenerek her bitkisel ürünü bilinçsizce kullanmayın. Özellikle aktarlarda satılan, uzak doğudan gelen zayıflama çaylarından, sindirimi kolaylaştırdığı öne sürülen bitkisel ürünlerden ve içeriği bilinmeyen otlardan uzak durun. Alkolün karaciğer başta olmak üzere beyin, böbrekler, kalp, pankreas gibi organlarda kalıcı hasara yol açmakta, konsantrasyon güçlüğü oluşturmakta ve uzun vadede iktidarsızlığa neden olmakta olduğunu unutmayın. Sigara tüketiminden, sayısız zararları sebebiyle şiddetle uzak durun. Bilinçsiz ilaç kullanımı sağlığınızı büyük tehlikeye atar. İçeriğini bilmediğiniz, doktorunuzun tavsiye etmediği bir ilaç, özellikle de zayıflama haplarını arkadaş tavsiyesi ile kullanmayın. Eğlence niyetine kullanımına başlanan keyif verici maddelerin kısa sürede bağımlılığa yol açtığını ve hayati tehlikeye sebep olduğunu unutmayın. Düzenli ve yeterli uykunun vücudun biyoritmini dengede tuttuğunu bilerek uyku düzeninize özen gösterin. Haftada en az 2, tercihen 3 gün en az bir saat egzersiz yapın. İçme suyu yoluyla bağırsak enfeksiyonları, parazitler ve hepatit A gibi hastalıkların bulaşabileceğini bilerek kullandığınız suya dikkat edin. Hepatit B ve Hepatit C gibi kan yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmak için hasta kanının bulaşabileceği kişisel eşyaları (diş fırçası, tırnak makası, traş bıçağı vs.) başkalarıyla paylaşmayın. Diş tedavisi, manikür, pedikür, traş, dövme, kulak deldirme, piercing ve akupunktur gibi uygulamalarda steril ya da tek kullanımlık aletlerin kullanılmasına özellikle dikkat edin. Hepatit B aşınız yoksa mutlaka yaptırın. Kaynak:Acıbadem Hastanesi

29 Eylül 2009 Salı

Vİzyondan Seçmeler...

Kadın Aklı Erkek Aklı The Ugly Truth Abby yeni tanıştığı bir adamla ilişkisinin düzgün gitmesi için Mike'tan yardım alacaktır, eğer sonuç istenildiği gibi olmazsa Mike işi bırakacaktır.Bu süreçte Mike Abby'e ilişkilere dair 'çirkin gerçekleri' ispatlayacaktır. Ama onun zekice taktikleri beklenilmeyen bir sonuç doğurur; Abby'i aşkını bulurken o da Abby'a aşık olmuştur.
IMDB Puanı: 6.6/10 Yapım: 2009 ~ ABD Tür: Komedi, Romantik Yönetmen: Robert Luketic Senaryo: Kirsten Smith, Karen McCullah Lutz, Nicole Eastman Yapımcı: Tom Rosenberg, Steven Reuther, Deborah Jelin Newmyer, Kimberly Di Bonaventura, Gary Lucchesi Görüntü Yönetmeni: Russell Carpenter Müzik: Aaron Zigman Dağıtım: Warner Bros Filmin Websitesi: http://www.theuglytruth-movie.com/ Süre: 1 saat 36 dk

28 Eylül 2009 Pazartesi

Beyoğlu Sahaflar Festivali

Kültür hayatımız için İstanbul’daki sahaflara destek veren Beyoğlu Belediyesi İstanbul’un orta yerinde “Beyoğlu Sahaflar Festivali” düzenliyor. Geçtiğimiz yıllarda Galata Meydanı’nda 24 sahafın katılımıyla “Galata Sahaf Festivali” yapılmıştı. Ardından ise 60 sahafın katılımıyla Ekim 2008’de festival, Galata’dan Taksim Meydanı’na taşındı ve “Beyoğlu Sahaf Festivali” adını aldı. Her geçen yıl katılımcı sayısı artarak, geniş kitlelere ulaşan festivale, bu yıl İstanbul’un çeşitli semtlerinden 75 sahaf geliyor. Beyoğlu Sahaf Festivali, 25 Eylül - 11 Ekim tarihleri arasında açık olacak. Ancak festivalin resmi açılışı 30 Eylül Çarşamba günü saat 11.00’da yapılacak. Festivalde nadir ve kıymetli asırlık kitaplar, objeler, evraklar, el yazmaları, koleksiyonlar ziyaretçilerle buluşacak.

27 Eylül 2009 Pazar

Bin Muhteşem Güneş...

Bu gün sizlere gözüm kapanana kadar elimden düşüremediğim bir romandan bahsetmek istiyorum. İngilizcesi; A Thousand Splendid Suns. Afgan-Amerikalı yazar Halit Hüseyni'nin yazmış olduğu ve 2007 yılında yayınlanan romanı okuyucuyu adeta sürüklüyor. Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hosseini’de yaşadığı gibi… Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden… Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar… Romanı okuyunca bir kez daha Laik Türkiye Cumhuriyeti’ nin bir ferdi olduğum için ne kadar şanslı olduğumu hissettim.Bu vesile ile Ata'ma sonsuz teşekkürler ve dualar ettim. Bin Muhteşem Güneş mutlaka okunmalı....

25 Eylül 2009 Cuma

iPhone ile Kahve Keyfi...

Dünyaca ünlü kahve zinciri Starbucks, iPhone için geliştirdiği uygulama ile gündeme oturdu. Dünyaca ünlü kahve firması Starbucks, şu sıralar iPhone için hazırladığı iki uygulama ile birlikte gündeme geldi. Daha önceleri Starbucks ile ilgili iPhone uygulamaları mevcuttu fakat bunlar, firmalardan bağımsız geliştiricilerin hazırladıkları uygulamalardı. Bu iki uygulama ise bizzat Starbucks'ın geliştirdiği ilk uygulamalar olma özelliğini taşıyor. Bağımsız Starbucks uygulamalarındaki gibi "En yakın Starbucks mağazasını bul" hizmetininin yanı sıra, kullanıcılar uygulamayı Starbucks kartı olarak kullanabilme imkanına sahip olacaklar. "Müşterilerimize her daim yeni olanaklar sunmak, onları yeniliklerle tanıştırmak istiyoruz diyen Starbucks Bilişim Departmanı Yöneticisi Stephen Gillett, bu uygulamalar aracılığıyla müşteri kapasitelerini arttırmayı hedefliyor.

Uygulamalardan ilki, myStarbucks, diğeri ise Starbucks Card Mobile adını taşıyor. myStarbucks ile, en yakın Starbucks mağazasının yerini öğrenebileceğiz. Diğer taraftan Starbucks Card Mobile ile de siparişlerimizi internetten ödeyebileceğiz. Uygulamaların Türkiye sınırları içerisinde geçerli olup olmayacağı ise henüz belli değil.

24 Eylül 2009 Perşembe

OKULLAR AÇILDI AMA YA OKULA GİDEMEYENLER?

Blogdaşlar, Hepimizin bildiği gibi ilk ve orta dereceli okullarda yeni eğitim öğretim yılı bugün başlıyor. Ancak eğitim ordusu 2009-2010 öğretim yılına sorunlarla başlıyor...Birçok çocuğumuz ve gencimiz ne yazık okula dahi gidemiyor.Bizler bireyler olarak bu sorunların çözümüne destek olmak için neler yapabiliriz diye düşününce ÇYDD ve Milliyet Gazetesinin ortaklaşa yürüttükleri "Baba Beni Okula Gönder" kampanyasını bugunkü postumda yayınlamak istedim.Bilenler bilmeyenlere anlatsın ,daha çok kızımız okusun.Ülkemiz daha aydınlık olsun...

Baba Beni Okula Gönder kampanyasının amacı nedir? Bu kampanyanın amacı Türkiye’de ekonomik yetersizlik ve aile baskısı gibi nedenlerle okulla bağlantısını koparmak zorunda kalmış kızlarımızın yeniden okula kazandırılmasıdır. Bu kızlarımızın önemli bir bölümü de aileleri okula göndermek istediği halde köylerinde okul bulunmadığı, okul bulunan en yakın yerleşkede ise yurt olmadığı için okula devam edememektedir. Kampanya, okula devam edecek kızlarımız için kız yurtları yapımını ve burs sağlanmasını amaçlamaktadır. Böylece kızlarımızın okuyan, düşünen, karar veren bireylere dönüşmesi amaçlanmaktadır. Elbette en önemlisi, kadınlarımızın işgücüne ve karar mekanizmalarına katılımlarının sağlanmasıdır.

Bir kız çocuğunun okuması için gerekli burs miktarı nedir? 2009 - 2010 öğretim yılında bir kız çocuğunun okuması için belirlenen 1 yıllık burs miktarı 480 TL’dir. Kız çocuklarına verilecek olan bursun en az 4 yıl sürmesi kızlarımızın eğitimlerine kesintisiz devam etmesini sağlayacaktır.

Nasıl kişisel yardımda bulunabilirim? Baba Beni Okula Gönder kampanyasına web sitesinde bulunan banka hesap numaralarına havale yaparak bağışta bulunabilirsiniz.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Artık Sanal da Olsa Bir Dükkanım Var!

Sevgili dostum Stil Direktörü'nün uyarı ve bilgilendirmesi ile bundan sonra takılarımı GittiGidiyor üzerinden sizlere sunacağım.Sorularınız için yine mail adresim; takiyapiyorum@gmail.com açık olacak.

Zamanla tüm takılarımı dükkana aktarmaya çalışacağım.Aktaramadıklarım olursa da bana beğendiğiniz takının resmini göndermeniz yeterli.Size özel satışı ordan gerçekleştiririm.Böylece beğendiğiniz takıları istediğiniz taksitte de alabilirsiniz. Haydi dükkanıma tık tık...

D.I.Y - DO IT YOURSELF NEDİR?

Geçen kış !f İstanbul Film Festivali’nin ana teması idi ‘Do It Yourself’ (DIY). ‘Kendin yap’ demek yerine ‘senden başla’ sloganını kullanmayı uygun görmüşlerdi. Tema bu olunca haliyle DIY’ı benimsemiş kişilikler hakkında filmler bol keseden gösterildi, DIY’ı yaşam tarzı haline getirenler kimine ilham kaynağının âlâsı oldu.
Ancak ekonomik krizin de etkisiyle sanatçılar kadar sıradan insanların da DIY’ı benimsediği uçan kuşun bile malumu. Bunu vesile edinerek ben de sizlere DIY nedir ne değildir, nasıl uygulanır birkaç tavsiyede bulunayım istedim. Sayemde DIYer (do it yourselfer) olmak için ilk adımı atacaksınız, daha ne kıyak yapayım size. Buyrun DIY 101 dersine...
Ne demekmiş bu DIY, nereden gelirmiş?1970’lerde çıktı ortaya. Bunu bilin yeter, tarih dersi tadında bilgilerle, DIY’a yabancılaşın istemiyorum. Punk kültürüyle paralel ilerlediğini yazın bir köşeye. Yani 1970’lerin punk grupları DIY konusunda hayli ilham vericiydi. Adamlar plak şirketlerine hareket çekiyor, kendi kayıtlarını kendi yapıyor, konserlerini kendileri ayarlıyordu. Punk fanzinlerinin (100 civarı basılan, el emeği göz nuru yayınlar) ortaya çıkışı da bu döneme rastlar. Fanzinler sayesinde punk kültürü yayıldıkça yayıldı. DIY punk’ıyla ilgilenenler şu isme ekstra dikkat etsin: CD Presents. David Ferguson’ın 1979’da kurduğu punk müzisyenlerine kayıt stüdyosu ve konser ayarlayan, bu grupların albümlerini basan tam DIY kafasında bir oluşum. Bakın ‘şirket’ demeye dilim varmıyor. Aslında DIY dediğimiz olay ‘kendi kendinize’ yaptığınız her şey. İlla sanat yapmanıza, bir şey üretmenize gerek yok. Arabanız mı bozuldu? Tamirciye götürmeyip kendiniz kasarsanız, bu da DIY. DIY’in kendi elbiseni kendin dikme, müziğini evinde kaydetme, ev eşyanı kendin yapma gibi hobi ve moda tarafı bir kenara, ideolojik bir yönü de var; onu da dikkate alın. Sömürü ile adı aynı cümlede geçen çokuluslu şirketlere karşı duruyor DIY ideolojik olarak. ‘Think globally, act locally’ (global düşün, lokal hareket et) diyorlar. Modern dünyanın seri üretimine karşılar. Bu şekilde üretim yapan şirketlerin iş gücünü ve doğayı sömürdüğünü düşünüyorlar, doğru söze ne hacet...

Kaynak:Timeout Degisi

22 Eylül 2009 Salı

Genç Kalmanın Yolları...

Ge kalmanın yollarını yüzyıllar öncesinde Babilliler, Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Hintliler bulmuş. Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü Dr. Buket Pençe genç kalmak ile ilgili önerilerini paylaştı. Piyasada olan peptit içerikli ürünler gerçekten yaşlanmayı geciktirir mi? Protein(peptit) içeren maddeler Babilliler, Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Hintliler’in de cilt ve saç bakımında kullandığı maddelerdir. Süt, soya unu ve yumurta akı da, temizlik ve yüz maskesi olarak kullanılmıştır. Yakın zamana kadar cilt bakım ürünlerinde kullanılan proteinler, kolajen, elastin, fibronektin olmuştur. Ancak bunların moleküllerinin büyük olduğu ve deriden geçemedikleri ileri sürülerek, küçük peptitler sentetik olarak üretilmiştir. Bunlardan mikrokolajen pentapeptit, deride fibroblastlardan kolajen üretimini stimüle etmektedir. Bakır peptitler doku koruyucu, onarıcı, yara iyileştiricidirler. Fizyolojik bir dipeptit olan bakır karnosin, antioksidan olarak kozmetik ürünlerde kullanılmaktadır. Sentetik olarak üretilen tripeptit ve pentapeptitlerin yapısına yağ asidi(palmitoil) eklenince, deriden geçişleri daha da kolay olmaktadır. Böylece bu ürünler deride kolajen üretimini artırmakta ve ince çizgi ve kırışıklıkların düzelmesini sağlamaktadırlar. Bir heksapeptit olan argirelin ise botox gibi kırışıklıkları açmaktadır. Ancak daha az toksik olmasına karşın etkinliği de çok daha azdır. Günümüzde peptitli anti – aging ürün sayısı sürekli artmaktadır. Ayrıca yaşlanmayı geciktirmek için önerdiğimiz ürünler şunlardır: •Öncelikle güneşin deriye vereceği hasar engellenmeli ve antioksidanlar sürülmelidir.•Nemlendiricilerle deri dış etkenlerden korunmalı, gergin ve elastik olması sağlanmaktadır.•A(retinoik asit), B,C,E vitaminleri içeren kremler değişik yollardan etkilerini yaparak deriyi genç tutmaktadırlar.•AHA (Alfahidroksi asit: Meyve asidi) içeren kozmetikler kırışıklıkların oluşumunu engellemektedirler. Bunların en çok kullanılan glikolik asit ve laktik asittir.•Biyolojik aktif maddelerden hyaluronik asitli kremler deriyi yumuşatmakta ve esneklik vermektedir.•Bitkilerden ise ginko biloba ekstresi ekstresi, yeşil çay, aloe vera jeli, deri yaşlanmasını engelleyici özelliğe sahiptir. Gençlerin deri yaşlanmasını geciktirmek için yapmaları gereken en önemli şey yaşlandıran nedenlerden uzak durmaktır. Yani deriyi güneşten iyi korumayı bilmeleri gerekmektedir.Seçilen güneş koruyucular da SPF 30’dan az olmamalıdır. Koruyucular sadece yaz aylarında değil, yağmurlu, karlı havalarda parlak güneş varken de sürülmelidir. Ayrıca bu koruyucuların etkinliklerinin 3 – 4 saatte kaybolduğu unutulmamalıdır. Makyaj altına uygulanmaları daha etkili olsa da, imkan olmadığı zaman makyaj üstüne sürülmeleri de yararlı olmaktadır. Dış etkenlerden deriyi yaşlandıran ikinci önemli faktör ise sigaradır. Sigara, derideki zararını güneşten daha derin tabakalara kadar yapmaktadır. Elastik lifler değiştiğinden deri sertleşmekte, grimsi bir renk almakta, DNA hasarı arttığından kurumakta, kırışmakta, yara iyileşmesi zorlaşmakta ve güneşe maruz kalınmış gibi deri kanserleri daha sık görülmektedir. Bu deri değişiklikleri erkeklerden çok kadınlarda gözlenmektedir. Gençlerin derilerini yaşlanmaktan korumak amacıyla beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekmektedir. Aşırı yağlı yiyecekler ve aşırı kilolar da derinin daha hızlı yaşlanmasına neden olmaktadır. Deriyi güçlendirmek için ise antioksidanlar(A,C,E vitaminleri, Selenyum), D vitamini, yeşil çay, üzüm, zencefil ve kuşburnunun bol alınması önerilmektedir. Kaynak:Milliyet

18 Eylül 2009 Cuma

Hepimize Enerjisi Yüksek Mutlu Bayramlar!

Blogdaşlarım, Hepimize mutlu, tatlı ve yüksek enerjili bayramlar olsun.Bir süre nete giremeyebilirim.Hepinizin bayramını içten duygularla kutluyorum. Sevgiler,

Görsel Kaynak

17 Eylül 2009 Perşembe

Bu Aralar Hüzünlerdeyimmm...

Sevgili Blogdaşlarım,
Gelen mailler nedeni ile bu yazıyı yazmaya koyuldum.Herkes sormuş, nerelerdesin pazartesiden beri diye?Bu aralar hüzünlerdeyim...
Ne elim kalkıyor, ne klavyemin başına geçebiliyorum.Tek bir nedeni yok aslında ama herşey çok üstüste geldi şu son 1 yılda.Gerek bu yazımda belirttiğim babamın hastalığı, gerekse benim geçirmekte olduğum sağlık problemlerim,Türkiye'nin içinde bulunduğu durum vs... herşey çok birikti bu aralar bende.Şöyle 3-4 gün kafa dinlemeye ihtiyacım var.Bayramda postlarımı yazamazsam şimdiden affola...
Lütfen bana güzel enerjilerinizi yollayın.İnanın çok ihtiyacım var şu aralar güzel dileklerinize.Nazar boncuğumda eksik kalmasın...
Sevgiyle ve mutlulukla kalın...

15 Eylül 2009 Salı

Habertürk'te çıkmışım!

Sevgili Arkadaşım hayata gülümseyin blogunun sahibesi Elvan bana bildirdi.Saolasın canım arkadaşım...
9 Eylül tarihinde Habertürk Gazetesinin Web Günlüğü kısmında blogum yayınlanmış.Bosphorus by the sea postumla cıkmısım gazetede.Postum için tık tık...
Haberin resimleri yine Elvan'ın katkıları ile sizlerle....
Sevgiyle Kalın,

11 Eylül 2009 Cuma

10 Eylül 2009 Perşembe

Türkiye Şehitleri'ne ve selzedelerine ağlıyor.

Bugün gerçekten çok üzüntülüyüm.Gerek şehitlerimiz gerekse yaşanan sel felaketinde ölen vatandaşları ve bağrı yanan aileleri düşünüyorum ve elimden gelen sadece acılarını paylaşmak...
Bugünkü Hürriyet'te Yılmaz Özdil'in yazısını paylaşıyorum sizlerle.Söze ne hacet...
Sen İstanbulsun büyük düşün!
Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.
Akılda tutması zor bir cümle. * İnsan hafızası özürlüdür çünkü. * Bakın “görülmemiş afet” diyorlar. Görüldü halbuki. Hem de “görülmemiş” diyen basınımızın burnunun dibinde... Basın Ekspres Yolu’nda görüldü. * Aynı yer, aynı dere. 1995’ti sene. * Kimdi belediye başkanı? Şimdiki Başbakan. Kimdi İSKİ müdürü? Şimdiki Çevre Bakanı. Asfaltta kayıkla geziyoruz... Kimdi kayık müdürü o günkü? Ulaştırma Bakanı bugünkü. * 15 senedir İstanbul’u... 7 senedir ülkeyi yönetiyorlar. Depremde, evden çık! Karda, evden çıkma! Yağmurda, üst kata çık! Gözleri var görmezler, diyor ya... Görülemiyor hâlâ. * 8 artı 2 şehide gelince... O görülmemiş değil. Sıradan. O nedenle birinci sayfalarda pek “görülmez” basınımız tarafından. Kaynak:Yazı ve Görseller:Hürriyet

9 Eylül 2009 Çarşamba

Bugün 9 Eylül...

26 Ağustos 1922'de başlatılan Büyük Taarruz sonucunda Yunan ordusunu dağıtan Türk ordusu, peşine düştüğü Yunanlıları kovalayarak 9 Eylül 1922 sabahı kente girdi ve 3 yılı aşkın süredir işgal altında olan İzmir'i kurtardı. Sonradan 9 Eylül günü, "İzmir'in Kurtuluş Bayramı" ilan edildi.300 yıllık bir yenilgiler zinciri ve gerileme Eylül 1921’de Sakarya’da durdurulmuş ve 9 Eylül 1922’de de nihai zafer ilan edilmiş. 10 Eylül’de İzmir’e varan Mustafa Kemal Paşa ile ilgili aşağıdaki anı çok hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istedim.
“Mustafa Kemal, aynı gün öğleden sonra bir atın kuyruğuna bağlanmış yerde sürüyen Yunan bayrağını görünce "Bayrağı ters taşıyabilirler fakat; yerde süründürmesinler, bu bizim adetlerimize yakışmaz" diye haber gönderir ve bayrak atın kuyruğundan kaldırılır. Daha sonra Mustafa Kemal yanına yazar Ruşen Eşref'i ve yaverlerini alarak otomobiline biner, biri otomobilinin önünde diğeri arkasında yer alan iki kısraklı süvari bölüğünün arasında, Konak Meydanı'ndan Karşıyaka'da onu konuk etmek için hazırlanmış eve gitmek üzere ayrılır. Karşıyaka'daki kalacağı eve geldiğinde evin mermer taraçasına çıktıktan sonra kapının önüne ipek bir Yunan bayrağı serilmiştir. Üzerine basılacak bir yol halısı gibi yayılmıştır. Kadın ve erkek orada bulunan İzmirliler: "Buyurunuz geçiniz.... Bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabancı kral bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir"diye yalvarıyorlardı. Mustafa Kemal yerde serili bayrağın önünde durur, ağlayarak yalvaran kadın ve erkeklere tatlılıkla bakarak; "O geçmişte kötü etmiş. Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem"der. Bayrağı kaldırtır ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girer. Ruşen Eşref Ünaydın "İşte sen İzmir'e ilk gün zaferinle böyle girdin"der.”
Yazı kaynak:Bana gelen bir mail; kaynak yoktu

8 Eylül 2009 Salı

Takılarımı Merak edenler için...

Sevgili Blogdaşlar,
Mailime en çok gelen konulardan biri dekorasyon bir diğeri de takı.Bu aralar takılarımla ilgili fazlaca sayıda mail aldığım için sizle takı blogumu da paylaşmak istedim.
Merak edenler tık tık...

7 Eylül 2009 Pazartesi

SU ÜZERİNE...

Suyun adeta sihirli bir içecek olduğunu herkes biliyor. Sağlıklı ve güzel olmanın, ciltteki ve vücuttaki nemin korunmasının temel koşulu bol su içmek. NEDEN SUSARIZ?
Susamak, tiroid bezinin ağız yoluyla bize ulaştırdığı bir mesaj olup; sulanmaya ihtiyacın var anlamını taşımaktadır. Ancak bu kişisel ve psikolojik boyutları olan ve kişiden kişiye farklılık gösteren bir ihtiyaçtır. Kimi insanlar günde 2 bardak su içerken, kimilerinin tükettiği su miktarı 2 litre olabilir. NE ZAMAN SU İÇMELİYİZ?
Çok basit bir şekilde cevaplamak gerekirse; istek duyduğumuz an dememiz mümkün. Bazı bünyelerin suya daha çok ihtiyaç duyduğu, bazılarının da azla yetindiği sıkça rastlanan bir durumdur. En iyi yöntem ise az ve sık, özellikle de yemeklerin hazmedildiği saatlerin dışında içmektir. Ancak güç sarfederken kesinlikle içmemeye çalışın ve karşılaşmalar sırasında sadece suyla ağzını çalkalayan boksörleri düşünün. Eski zamanlarda madenlerde çalışanların da susadıkça bu yöntemi denediği bilinen bir gerçek. Eğer bir defada çok su içerseniz günün birinde böbreklerin iflas etme olasılığı çok fazla. Özellikle sabah yataktan kalkar kalkmaz ve de aç karnına bir bardak su içmek ise tüm organizmayı temizleyerek, toksinlerden arıtıyor. Zinde ve dinç olmayı sağlıyor. SU ZAYIFLATIR MI?
Elbette hayır. Aynı şey maden suyu için de geçerli. Bir gram bile kaybetme olasılığınız yok. Durmadan su içmenin ve ardından tuvalete gitmenin kesinlikle incelmenize bir katkısı bulunmuyor. Hatta dolaşım sisteminden kaynaklanan ve yaygın bir şekilde selüliti olanların ise fazla su içmekten dolayı şişebileceğini de belirtmekte yarar var. Aşırı su içmenin sonunda vücudun atmakta zorlandığı su, bünyede tutularak ödemlere dahi neden olabilir. O HALDE NE YAPMALI?
Suyu tatlandırabiliriz. Örneğin hoş kokulu ve dolaşımı hızlandıran bitki çayları denenebilir. Ancak kesinlikle su atıcı ilaçlara ilgi göstermeyin; bu ilaçlar böbrekleri aşırı yorduklarından istenmedik sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. YAZIN KIŞA ORANLA DAHA FAZLA SU İÇMEK GEREKİR Mİ?
Evet kesinlikle yazın daha fazla su içmeliyiz. Özellikle yaz aylarında vücut ısındıkça daha fazla terler ve su kaybeder. Dolayısıyla su stokunu sık sık ve kışa oranla daha fazla miktarlarda yenilemek şarttır. MADEN SUYU MU YOKSA KAYNAK SUYU MU?
Her su tadına özellikle de içindeki madeni tuzlara ve oligo-elementlere göre diğerlerinden ayrılır. Kaynak suyuyla, maden suyu arasındaki temel fark ise kaynak suyunun sağlık üzerinde özel bir takım etkilerinin olmadığı ve maden suyu gibi değişmez bir içeriğinin bulunmadığıdır. Bununla birlikte maden suyunun kaynak suyuna attığı fark öyle pek ahım şahım sayılmaz ve beslenmeye özel bir katkısı da olmaz. GERÇEKTEN DE DERİMİZDE BÜYÜK ÖLÇÜDE SU BULUNUYOR MU?
Evet cildimizin yüzde 50 oranında su barındırdığı bir gerçek, ancak bu oran yaş ve cinsiyete göre değişebiliyor. Bebekler için yüzde 80'lere çıkarken, bu oran erkeklerde yüzde 60, kadınlarda ise yüzde 50 civarındadır. Derinin epiderm tabakasındaki su miktarı altderi tabakasına göre iki misli fazla olup, cildin parlak ve ışıltılı görünmesinde başrolü oynar. BUNUN DIŞINDA VÜCUTTAKİ SUYUN BAŞKA İŞLEVLERİ VAR MIDIR?
Vücuttaki su, herşeyden önce acil durumlarda organizmanın yıkanmasını sağlayan bir rezervuar olarak devreye girer. Temel görevleri arasında vücut ısısını regule etmek ve cildi sağlıklı tutmak sayılabilir. Bu arada kozmetikçilerin suya neden bu kadar fazla önem verdiği de anlaşılıyor. Son yıllarda üretilen kozmetik ürünlerin içeriklerine bir bakmanız yeterli. NEMLENDİRME SÜRECİ NASIL İŞLER?
Suyu içinde tüm hücrelerin yıkandığı bir sıvı olarak düşünürsek, su seviyesinin azalması halinde cildin neden kuruyup pul pul olduğunu anlamamız kolaylaşır. Ancak bu pek de sık görülen bir olay değildir. Vücuttaki tüm enzimatik ve immüniter sistemlerin görevlerini yapabilmesi için suya ihtiyacı vardır. Hücreler arası oluşumlar ve antiradikal enzimlerin oluşumu için de yine su gerekli derken, eksikliğinde ciltte gözenekler oluştuğunu da hatırlatmakta fayda görüyoruz. SU İYİ BİR MAKYAJ TEMİZLEYİCİ OLABİLİR Mİ?
Özellikle yaz aylarında temizleme sütünüz ya da köpüğünüzü kullandıktan sonra bol suyla durulamanız cildinizin tazelenmesini sağlar. Özellikle içinde cildi soymaya yarayan küçük granüller bulunan köpükler cildi hem ölü hücrelerden, hem de tozlardan arındırmak için ideal. Bu tip kremlerin en önemli fonksiyonu, gözeneklerin diplerindeki kirlere kadar ulaşarak, derinlemesine temizlemesi. Referans:Genetik bilimi

5 Eylül 2009 Cumartesi

33 OKUL 3003 ÖĞRENCİ İÇİN ELELE...

Sevgili Blogdaşlarım,
Bugün sizlerle güzel bir projeyi paylaşmak istiyorum; 33 OKUL 3003 ÖĞRENCİ....
Bana yorum ile gelen bir bilgi ile haberim oldu projeden.Ben de dostumu kırmayıpsize bu pstu yayınlıyrum.Sevgili Kara Kalem herzamanki gibi burada kalemini konuşturmuş proje ile ilgili.Haydi herkes http://www.birmilyonkalem.com/ adresine tık tık...

4 Eylül 2009 Cuma

Bosphorus by the Sea - Denizden Boğaziçi ...

Alptekin Baloğlu sualtından bir balığın gözüyle Boğaziçi'ne bakıyor. Yalılar, saraylar, iskeleler, anıtlar, hisarlar, camiler, Kız Kulesi, Haydarpaşa, balıkçılar, şehir hatları vapurları, şilepler, Ortaköy'den Kavak'a kadar boğazın belleklerimize işleyen güzellikleri, sandala çekilen lüferin gözüyle yansıyor sanki bizlere. Disiplin olmadan üretkenlik, yaratıcılık, verimlilik asla olmaz. Deniz azami bir dikkat, çaba ve deneyim gerektirir. Sualtının görsel terbiye görmüş fotoğraflarına ulaşmak çok zordur. Sualtı fotoğrafının sıradan görüntü paydalarından "yeni" olanı bulmak, büyük deneyim ve birikim ister. Alptekin Baloğlu'nun sabırlı yaklaşımında, enerjisinde, çalışkanlığında, engin ruhunda tüm bunlar vardır. "Denizden Boğaziçine" çok farklı, adeta sürrealist bir gözle baktırıyor. Bu dünyanın alışılmış görüntülerini tersine çevirerek bizi şaşırtıyor ve düşündürüyor.

Kaynak:Denizden Boğaziçi

3 Eylül 2009 Perşembe

Banyo Sanatı...

DÜŞÜNÜN Kİ BİR PARTİYE DAVETLİSİNİZ... KAFA DA HAFİF ÇAKIRKEYİF ..... Yüksek bir binanın onuncu katındasınız.... VE TUVALETE GİTMENİZ GEREKİYOR... Kapıyı açıyorsunuz... Tatatataaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaammmm.....

2 Eylül 2009 Çarşamba

Bir Fitness Merkezinin Acımasız Reklamı!

Bu reklama bayıldım ve sizlerle paylaşmak istedim gerçekten acımasız olmuş:)Ramazan'da bol tatlı tükettiğimiz bugünlerde çok da cazip bir fikir olduğunu sanmıyorum...

1 Eylül 2009 Salı

Hoşgeldin Sonbahar!

Bugün Eylül ayının ilk günü...Sonbahar'ı karşılıyoruz.İstanbul'da hava bulutlu hatta yer yer yağış da var.Tarihe yakışır bir hüzün ve hava var buralarda.Havalar her ne kadar bizim ruh halimizi etkilese de, koşullar ne olursa olsun önemli olan bizim havamız diye düşünüyorum:) Gelelim sonbahardaki değişikliklere... İlkokuldaki hayat bilgisi dersinden biraz hafızamızı zorlayalım.Hadi eksik kaldığım kısımları da sizler yorumlarınızla doldurun... Hoşgeldin Sonbahar! -Gündüzler kısalır, geceler uzar. -Güneş , erken batar. Daha az ısı ve ışık verir. -Serin, yağmurlu ve rüzgarlı günlerin sayısı artar. Kış mevsiminin habercisidir. - Ağaçların yaprakları sararmaya ve dökülmeye başlar. İğne yapraklı ağaçlar (Çam, ardıç vb.) yapraklarını dökmezler. - Soğuklar başladığı için kışlık giysiler çıkarılır, kalın ve kapalı giysiler (Yağmurluk, bot, şapka, ceket, şemsiye, kazak vb.) giyilir. -Sonbahar 'daki Meyveler: Elma, mandalina, havuç,incir, nar, ayva, portakal vb. Sebzeler: Karnıbahar, lahana, ıspanak, pırasa, marul, tere, turp, taze soğan vb. -Göçmen kuşlar, Kuzey Yarım küre'den Güney Yarım Küre'ye göçe başlarlar. Hadi bakalım devamını siz getirin....