wibiya widget

29 Mart 2010 Pazartesi

Siz Konuşmadan Anlaşabilir misiniz?



Başka Dilde Aşk!
İnsanların birbirinden uzaklaştığı, günden güne yalnızlaştığı, iletişimin azaldığı ve şekil değiştirdiği dünyada herkesin kendi kutusunda yaşadığı fikri hiçbirimize yabancı değil. Evimiz, odamız, işyerimiz, bilgisayarımız, her gün geçtiğimiz yollar kendi küçük kutumuzu yaratıyor. Bunun dışına çıkmak istemiyoruz çünkü bilmediklerimiz ya da tanımadıklarımız bizi korkutuyor.

Başka Dilde Aşk'ın senaryosu, kendi küçük kutuları içinde yaşayan insanların değişimini ve değişimi sağlayacak en önemli şeyin sevgi ve güven olduğunu anlatıyor.

Senaryodaki işitme engelli karakter, kendini durduran ama hiçbir fiziksel engeli olmayan insanlardan daha fazla hayat için çabalayarak, bizlere yaşamanın aslında ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Biz, ülkemizde yaşayan engellilerin hayata katılması için çaba gösterilmesini ve bunun için önce kendi duyularımızı çalıştırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle senaryodaki karakterin, engelli olmayan insanlar gibi bir hayat sürdürmesini istedik.

Kelimeleri görüntüye dönüştürdüğümüzde, hayatın içinden bir dönemi anlatan hikayemizde sadeliği ve doğallığı bozmamak ilk amacımız olacak. Doğal renkler ve gerçek mekanlar bu yaklaşımımızı güçlendirecek. Çünkü bize göre sinema, hepimizin hayatının içinde gerçekleşebilecek, herhangi diye nitelendirdiğimiz an’ların kendi içlerinde taşıdığı dramatik etkileri anlatabilmek.

Onur ve Zeynep’in aşkları gittikleri bir partide tanışmalarıyla başlıyor. Üniversitede web tasarımı okumasına rağmen işitme engelli olması sebebiyle iş bulamayan Onur, kendisiyle iletişim kurmayı denemeyen insanlarla dolu dünyadan daha da uzaklaşabilmek için, tek başına çalışabileceği bir kütüphanede memur olmayı seçiyor. Kitap rafları arasında adeta çıkmaz bir kutunun içinde dönüp duran, sessizliğe hapsolmuş olan Onur daha da yalnızlaşıyor. Başka bir kutunun içine istemeden hapsolan Zeynep de, tüm gün telefonda hiç yüzünü görmediği insanlarla konuşarak çalışmak zorunda olduğu çağrı merkezinde Onur’la aynı yalnızlığı yaşıyor.

Ülkemizde yaşayan dokuz milyon engelli vatandaşımız var ve bunlardan sadece % 10 iş bulabiliyor. Eğitim hakları nerdeyse hiç yokmuşçasına okul başına yirmi bin öğrenci düşüyor ve tabii ki eğitim sağlanamıyor. Bütün bu istatistik veriler bir kenara, en az onlar kadar kendine koyduğu engellerle, ruhunu ve yine kendini sakatlayan insanların sayısı bedensel engelli olandan çok daha fazla ve etki alanı çok daha geniş.

İşte tam da bu noktada bu film içimizde barındırdığımız bu kaygılara bir alternatif ve dolaylı çözüm öneriyor. Her engel aşılır yeter ki birbirimizi ötelemeden, yalnızlaşmadan kutularımızdan çıkalım ve vazgeçmeden mücadeleye devam edelim. Her nasılsa her şey daha güzel bir yaşam için…

Yazı:Filmin Yönetmeni - İlksen Başarır'ındır.
(Ellerinize Sağlık!)

5 yorum:

socratic irony dedi ki...

bu filmi çok merak ediyorum. vizyondayken bir türlü izleme fırsatı bulamadım ama dün DVDsini gördüm, çok sevindim :)
hikaye çok güzel ve farklı.
fragman da çoook etkileyiciydi :)

fotograf penceresinden dedi ki...

çok begenmıstım özellikle onur karakterını oynayan mert fırat'ı çok başarılı bır fılm olmus

ufuk dedi ki...

Galiba ben en iyi konuşmadan anlaşabiliyorum. :))))

Dengesiz Terazi dedi ki...

ben geçen dvdisini izledim ama bana biraz vasat geldi.filmden çok şey bekliyor insan ama biraz hayalkırıklığına uğrattı açıkcası...

www.sutumesarellemekarisma.com dedi ki...

gündelik hayatı birebir yansıtmış bence... eksiklikleri, kaygıları, ümitleri bire bir yansıtıyor. ben çok sevdim filmi ve tedirgin izledim, bir hayli üzüldüm bazı sahnelerde hatta. Keşke diyorum keşke herkes Onur gibi daha açık olsa bu denli gerçek hayatın içinde olmaya, gerçi o bile çekiniyordu ama ve keşke herkes sakınmasa yakını girişken olsun diye uğraşma! Eksiklik, özür değil engel bunlar... Sonuçta zor bir şey başarmışlar..